"Magic" konu başlıklı seminerlerin ilki, muhtemelen de en iyisiydi.
Robert abimiz der ki olay dünyayı baştan yaratmak değil; tıpkı sihirbazlar gibi akıllı, hızlı ve tricky olabilmek.
Tüketici artık her zamankinden daha zor inanıyor, güveniyor. Bildiğimiz konvensiyonel yollar onların güvenini kazanmak için yeterli kalmıyor. Tüketiciyi hikayenin ortasına koyan çözümlere ihtiyacımız var. "Involvement & experience" sandığımızdan daha da önemli roller oynuyor markaların geleceği için. Gelin görün ki tüm dünyada düşüşte olan sakız pazarını bile titretip kendine getiren tam da bu keyword'ler...
Beldent Almost Identical
Saatchi&Saatchi'yi temsilen gelen Robert abimiz de diğer herkes gibi "Big Data"ya değiniyor. O dev yığın aslında
sadece etkili fikirler ortaya çıkarmak için işlediğimiz küçük verilerin toplamı. Bir nevi: "Çakıl taşlarından bir dağ inşa etmek". Peki S&S nasıl yönetiyor bu Big Data'yı? Baz aldıkları çok temel bir algoritma var, ve bu algoritmanın da 4 temel bacağı var.
IQ, EQ, TQ ve BQ
Fazlasıyla tanıdık gelen bu terimleri sektöre uyarladığımızda ortaya çok net bir pattern çıkıyor.
1-IQ (Intelligence Quotient)
rasyonel dünyaya hakim olma; marka/pazar dinamikleri/satışlar/problemler
2-EQ (Emotional Quotient)
tüketici davranışını değiştirebilen/güçlü insightlara dayanan fikirler yaratma becerisi
3-TQ (Technical Quotient)
fikri hayata geöirmek için gereken tüm executional beceriler, teknolojik zeka
4-BQ (Bloody Quick :))
Algoritmanın British ayağı olan BQ ise hızlı olmanın önemini vurguluyor:
"launch faster, fail faster, learn faster and fix faster"
Ha Robert diyor ki, bunları yaparsak, bu algoritmayı uygularsak ne olacağını kesin olarak bilemeyiz, sadece varsayabiliriz. Ama uygulamazsak hiçbir şey olmayacağını/değişmeyeceğini net olarak bilebiliriz. Öte yandan, bu algoritma sadece bir yol gösterici, bizi keskin kalıplarla çevreleyen katı bir yöntem değil. Biz burada bir hayal kurarak işe başlamalıyız. Her şeyin mümkün olabileceği bir dünyayı benimsemeliyiz. Bunu saflık olarak görmeyelim; bir yaklaşım, bir mindset olarak görelim diyor. Bunu da Martin Luther King'in "I have a dream diyor" sözüyle bağlıyor: "adam I have a mission statement demiyor a dostlar" :) kalıplara girmeyelim diyor.
Günün sonuda bir sihirbaz da en zor görünen şeyin bile mümkün olduğunu göstermez mi seyircisine? İmkansız görüneni kolay kılmaz mı? Aynı o hesap diyor abimiz.
Bunun göz korkutucu olduğunun da farkında. Fakat değerli olan her iş inanılmaz bir efor gerektirir diyor. Kolay olan işler asla zor olan kadar efektif sonuç vermez, short-cut çözümler yeterli değeri yaratmaz, unutmayınnnn diyor.
işte hardwork gerektiren o muhteşem işlerden biri....
Best Mother's Day Present
Dünya Down Sendromu Günü için hazırlanan #dearfuturemom kampanyası,
hikayeyi güvenle ören, ciddi bir dedikasyon gerektiren çok değerli ve Cannes ödüllü bir başka örnek:
Son olarak diyor ki "Sihir, gerçek duyguyu samimiyetle aktarabilmekte."
Geri kalan her şey araç...
The Musical City

No comments:
Post a Comment