OOH deyip geçmemek lazım. Bu sene mesela Cannes’a en çok OOH
başvurusu yapılmış. Yapılanların %80’i de dijital bir temele oturtulmuş
işlermiş
Dijitalleşmeyle level atlayan bi biz değiliz. Mecralar da
artık o eski konvensiyonelliğini kaybettiler. Sınırsız olanaklarla dolu bir
oyun alanımız var artık. Sky is not the limit anymore, diyor Andy Tilley
(Talon’un CSO’u)
Nedir peki limit?
Our collective imagination
** Burada biraz teknik/bilimsel açıklamalara giriyor abimiz. İşte bilinçaltımızın habire etrafı scan etmesi (Epistemic Vigilance), taradığımız datalara anlam yüklememiz (Schema Incognity) ve akabinde gelen Memory Encoding vs vs. Ne anlatmaya çalıştığı aşikar, fakat detaylara girmeye çalışıp haddimi aşmayayım diyorum J
Our collective imagination
** Burada biraz teknik/bilimsel açıklamalara giriyor abimiz. İşte bilinçaltımızın habire etrafı scan etmesi (Epistemic Vigilance), taradığımız datalara anlam yüklememiz (Schema Incognity) ve akabinde gelen Memory Encoding vs vs. Ne anlatmaya çalıştığı aşikar, fakat detaylara girmeye çalışıp haddimi aşmayayım diyorum J
Dijitalleşme sınırları ortadan kaldırıyor evet, ama teknoloji aslında sadece bir “enabler”; olay “big idea”yı
bulmakta diyor.
Execuion’a giden yolda ise 2 temel faktör var diyor:
- "Big
Data"yı bi’ incelemek lazım malum
- ve "Content"tabii ki. Ama “content, designed for
context” diyor Andy.
İçerik yönetiminin önemini vurgulayıp bizim için detaylandırıyor mevzuyu:
Özellikle açıkhava reklamcılığında öne çıkan 2 konu başlığı
var:
“locational
diversity” ve “audience diversity”;
(kısaca ana başlık “contextual diversity”)
(kısaca ana başlık “contextual diversity”)
İşin bütün kapsamını etkileyen bu çeşitlilik, hayvani bir
Big Data çıkarıyor karşımıza.
Yapmamız gereken “contextual relevancy” bazında değerlendirip yontmak
bu Big Data’yı;
Yani markaya uygun mu, tüketici profiliyle uyumlu mu, markanın mesajı ile tutarlı mı, nası bir zaman diliminde yayınlanmalı, kullanılması gereken uygun teknoloji nedir, lokasyon bazında uygunluk gösteriyor mu vb parametlerini hesaba katıp içeriği de o minvalde şekillendirmek...
Mesela IKEA'nın Fransa'da yaptığı "living billboards" çalışması gibi...
Veya "socio-behavioral relevancy" örneği olarak karşımıza çıkan
Australian Childhood Foundation tarafından yapılan "invisible" kampanyası...
"Temporal Relevancy" başlığı altında gelen Paddy Powder'ın Welcome Home England örneği...
Beyle işte :)


No comments:
Post a Comment