Monday, June 25, 2012

Cannes 2012'nin ardından...

Dünya gözüyle bir Cannes Lions Yaratıcılık Festivalini gördük. Doğruyu söylemek gerekirse hepimiz şekerci dükkanındaki çocuklar gibiydik. Seminerden workshop’lara, master class’lardan film gösterimlerine koşturup durduk. Süre olarak çok yetersiz olan Workshop’lar dışında bence çok başarılı bir organizasyondu. Hastası olduğumuz kampanyaların yaratıcılarını görmek onları dinlemek gerçekten çok keyifli ve ilham vericiydi. Bence her reklamcı hayatında bir kere gidip o atmosferi yaşamalı.

Aslında anlattıkları şeylerin çoğu hepimizin bildiği şeyler. Mesela Droga5’ın Executive Creatif Director’ü Ted Royer bu işin bir formülü olmadığını, basit olmamız gerektiğini, sadece gerçeği söyleyerek çok daha güçlü bir iş yaratabileceğimizi, problemi işaret edeceğimize çözüm getirmemiz gerektiğini, asla bundan daha iyisi yapılmaz diye düşünmememiz gerektiğini söylüyor. E zaten bunları biliyoruz. Ama bunu bilmek ve uygulayabilmek iki farklı şey. Bunun için de tutkulu ve azimli olmak gerekiyor sanırım. BBH’nin kurucusu ve Küresel Kreatif Direktörü Sir John Hegarty (bakın adam Sir diyorum), dünya kadar parmak ısıttıracak iş yapmasına rağmen hala Dan Weiden’ın yaptığı Old Spice işini çok kıskandığını itiraf edebilecek kadar tutkulu. Ya da Xbox’un Life is too short (Şu annesinin karnından fırlayıp havada yaşlanarak en sonunda mezara düşen adamlı film) işini müşteriye satamayınca önce viralini yapıp çok tutulunca televizyonda gösterilmesini sağlayacak kadar azimli.

İşler prodüksiyon bakımından harikaydı. İllüstrasyonlar birer sanat eseri, oyunculuklar oskarlıktı. Belli ki bu konuda daha almamız gereken fersah fersah yol var. Her iş oya gibi işlenmiş, üzerinde çok kafa yorulmuş. Weiden+Kennedy’nin P&G için yaptığı best job işi buna çok iyi örnek. Fikir olarak çok basit olmasına rağmen oyunculuklar, yönetmenlik ve özellikle müzik kullanımıyla gönül tellerimizi titretti. (Bana kalırsa Grand Prix’i bu işin alması gerekiyordu.)

Aslında beğendiğimiz işlerin hepsi aynı etkiyi yaptı. Duygulara hitap etti. Adamlar miş gibi yapmamış, ellerini korkak alıştırmamış, ne yapacaklarsa sonuna kadar yapmışlar. İzlediğimiz iş komikse gerçekten çok komikti. Vurucuysa tokat gibi vurup canımızı acıttı. Duygusalsa ağlatacak kadar duygusaldı. Mesela İsrail Saatchi&Saatchi’nin yaptığı proje buna çok iyi örnek. Lafta kalacak bir iş yapacaklarına İnsan kendi kanından birine zarar vermez deyip İsrail ve Filistin’lilerden karşı tarafa verilmek üzere bir kampanya başlatmışlar ve kan toplamışlar. Yürü be Saatchi&Saachi.

Bir de sanırım ne yapıp ne edip teknolojiyi yakından takip etmemiz gerekiyor. Muhteşem işler yapan Party ajansı bu yüzden ekip düzenini değiştirip ekibe teknoloji direktörü adapte etmiş. Böylece ilkleri başarabiliyorlarmış. Ayrıca adamlar şimdi biz bunu müşteriye anlatana kadar çekelim sonra gidip satarız diyecek kadar göz kara.

Reklamcılık artık şekil değiştiriyor. Büyük etki yapan bütün işlerin ucu bir yerden sosyal medyaya dokunuyor. Bir film çekelim de uzununu internete koyarız demekten çok daha iyilerini yapmamız gerekiyor artık.

Neyse efendim henüz kaybedilmiş bir şey yok. Gördüğümüz kadarıyla ödülleri alanlar koca koca adamlardı. Artık bu saatten sonra bizden geçti dememek lazım. Belki gün gelir aramızdan birileri o sahneye çıkıp ödülünü alır. Anladığım kadarıyla bunun için ne olursa olsun yılmadan ilk günkü gazla çalışmak, her fırsatı değerlendirmeye çalışmak, en çok da işi yaparken eğlenmek gerekiyor. Mesela benim şimdi yazmam gereken POP’lerim var. Bu gazla onlara girişicem, bakalım hayırlısı... :)

No comments:

Post a Comment