Tuesday, June 19, 2012

Korean Wave Through Digital Wave

Geleneksel olarak Amerikan ve/veya İngiliz güdümlü olan pop endüstrisinin son kralının neresi olduğunu biliyor musunuz? Bu sorunun cevabı Kore!

Uzakdoğu'dan başlayıp Avrupa ve Amerika'yı etkisi altına alan K-Pop, Black Eyed Peas'den tanıdığımız Will.i.am gibi ünlü prodüktörlerin de ittirmesiyle dünyaya yayılmaya devam ediyor. Youtube'u açıp bakın, milyonlar tarafından izlenen videolar arasında bu arkadaşları göreceksiniz.

Cheil Worldwide bu durumdan pazarlamacılara dersler çıkarılabileceğini düşünmüş ve K-Pop yıldızları 2NE1 (tu-en-i-van okunuyor) kızlarının da canlı canlı katıldığı bir seminer hazırlamış. Bilmeyenler için bu kızlar şöyle kızlar...


Seminer detayına girmeden belirtmek isterim ki, 2NE1'ın festivale geleceğini duyan yerel fanların oluşturduğu yüzlerce kişilik bir grup, öğlenden itibaren festival binasının önünde gösterilerine başlamıştı bile. İnanmıyorsanız aşağıdaki kendi gözlerinizle görün...


İşte bu görüntü, Cheil'cilerin haklı olduğuna br işaret sayılabilir. Bugünlerde hangi markayı kovalayıp, bulunduğu yerin kapısına dizilip tepiniyor ki tüketiciler?

Neyse, Cheil firması yetkilisi, uzun zamandır bu K-Pop akımına dikkat edermiş, kendisi de büyük fanıymış. O bize K-Pop'un aşarısının arkasında gördüğü sebepleri saydı döktü, ben de size anlatıcam.

Öncelikle, Korece'de olup başka hiçbir dilde olmayan tu-hon kavramına değinmekte fayda var. Korecede bu başarana kadar yılmamak, çalışmaktan çekinmemek, tuttuğunu koparmak üzere çalışmak gibi, bir kelimeyi bırakın bir cümlede bile çözemeyeceğimiz bir anlama geliyormuş. Kore'nin son dönemde dünya pazarında yaptığı atılımın arkasında bu olduğundan bahsedildi. Aynı ruh, K-Pop'ta da varmış ve bu yüzden pop'un geleceği de, tıpkı televizyonlarımız gibi Kore'de olacakmış...

Velhasıl, K-Pop'un 3 D'li başarı formülünün ilk maddesi DOING imiş. Ne gerekiyorsa yapmak, çalışmak, fanlar için konserler vermek, videolar çekmek, onların gruba dokunabilmesi için fırsatlar yaratmak, onların ayağına gitmek... Üşenmemek, çok çalışmak, sürekli aktif ve iş başında olmak.

İkinci D, DIVERSITY. Bu gruplar en az 4 kişiden oluşuyor, bazı durumlarda grup elemanı sayıları 10'ları geçebiliyormuş. Bu da grup içinde çeşitli karakterlerin bir arada yaşamasını ve farklı potansiyel fanlar tarafından yakın bulunmalarını sağlıyor. Durumun yönetilmesi de bu şekilde: Hiç kimsenin diğer elemanların önüne çıkıp yıldızlaşmasına izin verilmiyor, her grup elemanıyla ilgili derinlemesine bilgiye ulaşılabiliyor, hiç kimse kayırılmıyor. Böylece parçaların oluşturduğu bütün çok yönlü olabiliyor.

Özellikle burada markalar için genel kabul dışı bir durum var: Tek bir marka özüne sahip olmak, single-minded olmak... Bunların acaba modası geçiyor mu? (Şu anda oturup size bu satırları yazdığım salondaki konuşmacı da tam ben bunu yazarken "schizophrenia is a good thing" deyiverdi. Allahım bu bir işaret mi acaba? :P)

Üçücü D ise DEAR FRIEND. Ulaşılmaz, uzak, insandansa tanrı gibi olan eski tip pop starların (Madonna, Michael Jackson) tersine bu arkadaşlar, her türlü makyajsız, komik, zayıf hallerini sosyal ağlar üzerinden fanlarıyla paylaşmaktan çekinmiyorlar. Bir çoğunun reality show'ları var. Başlarına gelen her şeyi tweetleyiveriyorlar. Bu da onları, "bizden biri" yapıyor. Hani bizim mahallede yaşasa arkadaş olurduk biz bununla gibisinden.


Buradan markalara çıkarılacak ders de, o burnu aşağı indirmek oluyor tabi otomatikman. İnsanlara yukarıdan konuşmak yerine göz hizasından konuşmak, ortalıkta küçük dağları yaratmış gibi değil de herkes gibi gezinmek, özetle insanlarla insanca iletişim kurmak...

Seminerde geçmedi ama eklemeden edemeyeceğim, bunu söyleyen bir tek K-Pop değil... Daha geçen ay "markaların özür dilemesinin kıymeti" ile ilgili bir yazı okuyup etkilenmiştik, detayını merak ederseniz Zeynep ile temas kurun, yollasın size trend raporunu ;)

Efenim bu 3 D'yi, 4. D olan DIGITAL ile birleştirince, ortaya K-Pop çıkıyormuş. K-Pop çıkabiliyorsa, markalara da buradan çıkış yolları çıkarmış. Seminerde dinlediklerimiz özetle bundan ibaret.

Buna ek olarak, biz bu 2NE1 kızlarını da, hem küçük bir sohbette, hem de sahnede sanatlarını icra ederken görme fırsatı bulduk, kendilerinin maaşallahları olduğunu söylemeden edemeyeceğim.


Pek ciciler, pek kendilerinden eminler, ama kesinlikle arogan ya da şımarık değiller. Sohbet sırasında bir tanesi gayet içinden gelerek son derece iddialı bir şey söyledi, tüylerimiz diken diken oldu, bu yazıyı da öyle kapayalım:

"Belki de Asyalı bir kızın çıkıp dünyayı değiştirmesinin vakti artık gelmiştir, kim bilir?"

1 comment:

  1. Anam!! 2NE1 denen grubunun üyelerinden biri, bizim eski art direktörlerden Banu Çırpı değilse kuzeyiyle güneyiyle bütün Kore beni öpsün!!

    ReplyDelete